Her ne kadar Amerika medyada temsilciliğin öneminin farkına varmaya başlamış olsa da hala bu konuda yeterince gelişme gösterememiş bir endüstri bulunuyor. Sanat müzeleri ve galeriler, Çinli bir sanatçı olarak hala daha gelişme kaydetmemiz gerektiğini düşündüğüm sabit gelenekçi bir atmosfere sahip. 

Çinli Amerikalı bir sanatçı olarak deneyimlerimi anlattığım bir yazı yayınladığımda ailemin onurunu “lekelemiş” olduğumu ve tıp fakültesine gitmemin daha iyi olacağını söyleyen nefret yorumları aldım. Seattle gibi büyük bir Asylı Amerikalı nüfusu ve büyük bir STEM teklifi olan bir bölgede, Asyalı çocuklar geleneksel kariyer yolları tercih etmelerine yönelik artan bir baskı ile karşılaşıyorlar. Listeye yeni eklenen bilgisayar bilimi ile beraber tıp ve hukuk bu kariyer yolları arasında yer alıyor.

Bu popüler zihniyet, ebeveynlerin çocukları için en iyisini istedikleri düşüncesiyle tehlikeli bir şekilde görmezden geliniyor; Asya kökenli Amerikalı göçmenlerin sosyoekonomik statülerini teorik olarak yükselmesine yardımcı olan metodik bir yaklaşım olarak görülüyor. Model Azınlık Zihniyeti olarak da bilinen bu inanç, Asyalılara Amerika’da başarıyı, kendi içlerine kapalı ve ilgiden uzak kalmanın getireceği fikrinden kaynaklanıyor. Bu inancın korkunç sonuçları sayısız: sanatta, televizyonda, sinemada ve medyada ve genel olarak bütün eğlence endüstrilerinde yetersiz temsil.

Maalesef, ‘riskli’ kariyerleri çevreleyen bu önyargı Asyalı-Amerikalı topluluğun ötesine uzanıyor. Geleneksel olarak Batı sanatının norm olarak görüldüğü topluluklarda yetişen göçmen ve BIPOC çocuklar, sanat ve eğlence gibi endüstrilere ilgi duyduklarında topluluklarından dedikodu ve ayıplama ile karşılaşabilirler. Annem bir zamanlar oldukça iyi söylemişti: güzel sanatlar “beyaz insan işidir”. Bu erişilemezlik, özellikle Avrupa bazlı olmayan sanata nadiren odaklanılan sanat eğitimi gibi diğer alanlarda da görülmektedir.

Bu eşitsizliğin sonuçları oldukça büyük. 2015’te Sanat Müzesi Yönetmenleri Derneği’ndeki aktif küratöryel ekibin yalnızca %2’si siyahtı. Müzenin çalışanlarının %84’ü beyazdı. Beş yıl sonra, rakamlar az da olsa olarak iyileşti – “az” kelimesini vurguluyorum. Buna ek olarak, ergenlik yıllarında daha fazla genç kız görsel sanatlarla ilgileniyormuş gibi görünse bile güzel sanatlar, müzelerdeki sanat eserlerinin yalnızca %11’nin kadınlar tarafından yapılmasıyla erkeklerin hakim olduğu bir alan olarak kalıyor. İster yaratıcı ister küratör olun, herkesin eşitlik meselesinin profesyonel sanat dünyası tarafından yeterince yüksek ve ciddi bir şekilde ele alınmadığını fark etmesi önemlidir.

10. sınıfımın sonuna doğru, bütün sanatçıların ulaşabileceği, normalde duyulmayan seslerin duyulabileceği bir alan yaratmak istedim. Seattle’da sanatçıların kalkınmasına yardımcı olan birkaç organizasyon olmasına rağmen bunlardan hiçbiri özellikle genç sanatçılara hitap etmiyordu. Bir arkadaşımla buluştum ve Seattle’da bir kafeye oturup “Bir sanat galerisini nasıl açabilirim? Nasıl para toplayabilirim? Hizmet faturası nedir? ” gibi soruların cevaplarını Google’da aramaya başladım.

Bundan sonra, birkaç yerel hibeye başvurduk, bir Kickstarter oluşturduk ve galerimize girişler için bir çağrı gönderdik. Ağustos’un son gününde, yaz tatili sonlanırken ilk sergimiz Seattle’da tanıtıldı. Bütün hafta boyunca yağmur yağmıştı ama o akşam Aurora Bulvarı üzerindeki gün batımı gökyüzünü uzun bir süre harika bir pembeye boyadı. Daha önce hiç görmedikleri bu tarafımı görünce yabancı hissedecekler korkusuyla ancak bu riski almaya hazır bir şekilde bütün okul arkadaşlarımı çağırdım.

O gün, galeri işine girmek istediğime karar verdim. Dünyaya katkım,%46‘sı tamamen beyaz yönetim kuruluna sahip müze ve galeri alanlarının genç sanatçılara karşı temsil eksikliği ve elitist tutumlarından sorumlu tutulmasını sağlamak olacaktır. Korkunç olmasına rağmen MET çalışanları listesine bakıp tek bir tanıdık yüz görmediğim zaman hissettiklerimi kimsenin hissetmemesi için bu yolu takip etmek istiyorum.

Giderek birbiriyle daha bağlantılı, sosyal olarak bilinçli hale gelen dünyamızda temsil her şey demektir. Amerika her zamankinden daha çeşitli olmasına rağmen, sanat endüstrisi hala 1950’lerde olduğu gibi hareket ediyor. İnsanlar yavaşça yaratıcı alanlarda daha fazla çeşitlilik aramaya başlıyor ancak daha gidecek uzun bir yolumuz var. Bu değişim çeşitli arka planlardan gelen genç sanatçılara başarmak için ihtiyaçları olan özgüveni vermek ile başlıyor.

“racing thoughts”

Zeynep Metin tarafından çevrildi

Nil Üzer tarafından düzenlendi

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.