KORKU: Arakhne

O ne o?

Hah o omzundaki.

Böyle tın tın boynuna doğru ilerleyen…

ÖRÜMCEK!

 

Korktunuz mu? Muhtemelen hayır. “Bu ne saçmalık?” mı diyorsunuz? Muhtemelen evet.

 

Ama bu kadar hızlı karar vermeyin çünkü konumuz örümcek korkusu veya bilimsel adıyla arachnophobia. Bu yazının örümceklerden korkan biri tarafından yazılması en doğrusu olur diyerek bu görevi üstlendim. Oldukça kişisel bir yazı ama korkular da zaten bir o kadar kişisel.

Belki de bu yazıya örümceğin doğuşunu anlatarak başlamak, yani Yunan mitolojisine bir göz atmak gerek. Olay şöyle gerçekleşir:

Nakış ve dokuma sanatındaki başarısıyla övünen Lidyalı genç kız Arakhne iplik eğiricilerin ve nakışçıların tanrıçası Athena’ya meydan okur. Athena, bazı kaynaklara göre kıskançlıktan bazılarına göre duvar halısındaki hikayenin onu gücendirmesinden dolayı, Arakhne’nin duvar halısını yırtar. Sonrasında Arakhne kendisini asar ancak Athena, ölmesine izin vermeyerek sonsuza dek dokuma yapabilsin diye Arakhne’yi örümceğe çevirir. Yunanca’da “arakhne” örümcek anlamına gelir.

 

Peki bu sekiz bacaklı, dokumacı hayvan neden bazı insanlara korku salıyor? Bilmiyorum.

Neden böyle bir korkum olduğunu bile bilmiyorum. Hatırlayabildiğim en eski olay galiba altı yaşlarındayken gerçekleşti. Bahçede çam fıstığı yiyordum ve sağ kolumda bir gıdıklanma hissettim. Aşağı baktığımda kolumda bir örümceğin yürüdüğünü gördüm. Kaçtım. Hala kolumda yürüyen bir örümceğin beni neden bu kadar etkilediğini veya başka bir sebep olup olmadığını bilmiyorum.

Örümceklerden kendimi olabildiğince uzak tutabilmek adına bu durumu sorgulamaktan şu ana kadar kaçındım, ancak tahmin yürütebilirim.

Bildiğim bir şey varsa o da örümcekten korkan herkesin, ben dahil, korkusunun onları farklı şekillerde ve farklı derecelerde etkilediği. Kendim için şunları söyleyebilirim:

 

1-Örümcek fotoğrafları? Hayır.

2-Örümcek oyuncakları? Hayır.

3-Örümcekle aynı odada bulunmak? Hayır.

4-Örümceğe dokunmak? H a y ı r.

Dahası:

5-Örümceğe bir şekilde benzettiğim şeylere, mesela bir toka veya bir kaleme dokunmak? Doğru bildiniz, hayır.

 

Hatta şunu söyleyebilirim ki bu yazıyı yazarken kullandığım her “örümcek” kelimesi ve aklıma getirdiği dokumacı hayvan, tuşlara basan parmaklarımın gıdıklanmasına ve tüylerimin diken diken olmasına sebep oluyor.

 

Peki benim gibi diğer birçok insanın karşılaştığı bazı problemler neler?

İlk olarak insanların en yaygın tepkisinden başlayalım: “Ufacık hayvandan ne korkuyorsun? Sen onun beş katısın.” Bu cümleler örümceklerden korkanlara tanıdık gelecektir. İnsanların anlamadığı durum şu ki, bazen çok küçük örümcekler daha az korkutucu olsa da iş onlara yanaşmaya gelince bu detay önemini yitiriyor.

İkinci bir duruma bakmak gerekirse “şımarık şehirli insanlar” olarak tanımlanmaya da oldukça alışığız. Bu durumda bir yandan korkup bir yandan da kendini açıklayabilme telaşına giriliyor.

Yani bu basit cümleler, insanların düşündüklerinin aksine, örümcek korkumuzu yenmemizi sağlamıyorlar.

İnsanların daha kolay kabul ettiği yükseklik veya kapalı alan korkusunun aksine arachnophobia, bilinen bir korku olmasına rağmen insanların küçümsemeye daha yatkın olduğu korkular arasında yer alıyor.

 

Özellikle yazın bizim için daha çok problem yaratacak bu korku, tam da yaz mevsimine denk gelen korku temamızla örtüşüyor. Bu yazıda örümceklerden korkan birinin gözünden örümcekler ve örümcek korkusunu en genel haliyle okumuş oldunuz.

KORKU: Arakhne’nin kapak resmini çizen Uzay Koldemir‘e teşekkür ederim. Grafik detayları en uygun şekilde ayarlayarak beni örümcek fotoğraflarıyla karşı karşıya kalmaktan kurtarmasının yanı sıra, yine de tüylerimi ürperten tam kıvamında bir kapak resmi hazırladı.